Vakaya yardımcı olmak üzere çağrılan doktorlar ve araştırmacılar, üç örneğin hepsinde K. pneumoniae üremesine rağmen bakterilerin birbirinden farklı olduğunu fark etti. İlk idrar örneğindeki bakteri normal görünürken, ikinci idrar örneği ve beyinden alınan dokudaki bakteriler yapışkan ve cıvıktı. Elektron mikroskobu altında yapılan incelemede, bu iki örnekteki K. pneumoniae'nin kalın bir kapsülle kaplı olduğu, neredeyse bir yapışkan tabaka içinde oldukları görüldü.
K. pneumoniae'nin idrar örneklerinden elde edilen elektron mikroskobu görüntüleri. (Kaynak: New England Journal of Medicine, 2026)
Yapılan ileri testler, kalın yapışkan kaplamanın bu bakterileri normal olanlara kıyasla daha virülan hale getirdiğini ortaya koydu. Bu kaplama sayesinde, makrofaj adı verilen koruyucu bağışıklık hücreleri, normal K. pneumoniae'de olduğu gibi bu bakterileri yutamadı. Fare deneylerinde, yapışkan bakteriler ölümcül etki gösterirken normal bakteriler ölüme neden olmadı. Sonuç olarak, iki yapışkan örnek, metastatik yayılım yapabilen hipervirülan K. pneumoniae tanımına uyuyordu.
Araştırmacılar, aşırı virülan olmanın bu bakteriler için sadece avantaj sağlamadığını, aynı zamanda dezavantajları da olduğunu keşfetti. Hipervirülan bakteriler neredeyse bu kadar hızlı büyüyemiyor, ayrıca mesanedeki hücreleri enfekte etme yetenekleri de daha düşüktü.
Üç bakteri örneğinin genom dizilimi, hepsinin birbiriyle yüksek oranda ilişkili olduğunu gösterdi. İlginç olan, hiçbirinde K. pneumoniae'de hipervirülansla ilişkilendirilen belirteç genlerin bulunmamasıydı. İki idrar örneği arasında 66 küçük mutasyon farkı varken, iki hipervirülan örnek arasında sadece 4 küçük mutasyon farkı tespit edildi. Bu iki hipervirülan örnek, bakterinin kapsülünü üreten genlerde anahtar mutasyonlar taşıyordu; bu da yapışkan yapıyı açıklıyordu. Araştırmacılar, normal K. pneumoniae'ye bu mutasyonları ekleyerek genetik mühendislik yaptıklarında aynı yapışkanlığı yeniden elde ettiler.