İkinci sorun şuydu: bazı gözlemlerde hiç periyodik sinyal görülmüyordu. Ancak araştırmacıların elinde yeterli arşiv verisi bulunduğundan, sinyalin ne zaman ortaya çıktığını ne zaman kaybolduğunu takip edebildiler. Bu değişimlerde de belirli bir periyodiklik keşfettiler — üstelik bu periyodiklik, yıldızın döngüsel aktivitesiyle tam olarak örtüşüyordu. (Güneşimizin güneş döngüsünü düşünün ve bunu başka bir yıldıza uygulayın.)
Araştırmacılar, yüksek yıldız aktivitesi dönemlerinde gezegenin manyetik etkisinden kaynaklanan sinyalin baskılandığını düşünüyor. Düşük aktivite dönemlerinde ise manyetik etkileşimi güçlendirecek yeterli aktivitenin olmadığını öne sürüyorlar. Bu nedenle gelişmiş kromosfer emisyonlarını yalnızca yıldız aktivitesinin orta düzeyde olduğu dönemlerde gözlemleyebildiklerini belirtiyorlar.
Peki manyetik etki yıldızda nasıl kendini gösteriyor? Araştırmacılar çeşitli teorik modelleri inceledi; ancak kromosfer düzeyinde yeterli enerji üretebilen tek model, gezegenin ve yıldızın manyetik alanlarını birbirine bağlayan halka yapılı manyetik alan modeli oldu. Bu model aynı zamanda gezegenin manyetik alan gücünü tahmin etmelerine de olanak tanıdı: söz konusu değer en az 6 Gauss — Dünya'nın manyetik alan gücünün 10 katından fazla.
Tüm bunlar son derece uç değerler gibi görünse de aslında Güneş Sistemi'mizde bile alışılmadık sayılmıyor. Manyetik alan gücü Jüpiter'inkiyle karşılaştırılabilir bir düzeyde. Neptün'ün manyetosferi ise GJ 436 ile gezegeni arasındaki mesafeden çok daha geniş bir alana yayılıyor.
Yukarıda da belirtildiği gibi bu çalışma, bir dış güneş sistemindeki manyetik kaynaklı patlamaları inceleyen en kapsamlı araştırma; ancak bu alandaki ilk çalışma değil. Üstelik yakın yörüngede gezegenleri bulunan yüzlerce sistem henüz incelenmedi. Zaman içinde dış gezegen manyetik alanlarının ölçülmesi sıradan bir uygulama haline gelebilir.