21 Ağustos 2026 itibarıyla bankalar, yakın gelecekte insanlar yerine yazılımlar tarafından başlatılabilecek işlemler için ödeme sistemlerini yeniden yapılandırıyor. Bu gelişme, bankaların ve kart çıkaran kurumların ödeme altyapısından beklentilerini köklü bir şekilde değiştiriyor.
Thales Strateji Başkan Yardımcısı Caio Reis, PYMNTS'ye verdiği röportajda, yapay zeka destekli alışverişlerin genellikle ayrı ayrı ele alınan birkaç önemli gelişmenin tam merkezinde yer aldığını ifade etti. Reis'e göre bu gelişmeler arasında kimlik doğrulama, ödeme kimlik bilgileri, tokenizasyon ve şifresiz ticaret gibi unsurlar öne çıkıyor.
Tüketicilerin şimdiden ürünleri araştırmak ve fiyatları karşılaştırmak için üretken yapay zekayı kullandığına dikkat çeken Reis, asıl kritik adımın yapay zekanın sadece tavsiye veren bir asistan olmaktan çıkıp, satın alma işlemini tamamen kendi kendine gerçekleştiren bir yapıya evrilmesiyle atılacağını vurguladı.
"Şu anda eksik olan şey, yapay zekanın kendi kendine ödeme yapabilme yeteneği" diyen Reis, sözlerini şöyle sürdürdü: "Peki bu ne anlama geliyor? Yarın, kart çıkaran kurumların bu ödemeleri kabul etmeye hazır olması gerekecek. Üstelik bu ödemelerin mutlaka doğrulanması gerekiyor."
Reis, ödeme geçiş anahtarlarının, şifresiz kimlik doğrulamanın ve tokenizasyonun, bu yeni modeli destekleyecek altyapının ayrılmaz bir parçası haline geleceğini kaydetti.
Kart çıkaran kurumlar için modernizasyon süreci, sadece önceden belirlenmiş bir takvime uymaktan ibaret olmamalı. Bunun yerine, ticari önemi çok hızlı artabilecek yeni yetenekleri bünyesinde barındırabilecek esnek bir ödeme mimarisi yaratılmasına odaklanılmalı.
Bankaların, kendi deyimiyle "kimlik ticareti"ne hazırlanması için önümüzde 18 ila 24 aylık bir zaman penceresi olduğunu belirten Reis, bu sürede süreci destekleyecek iş ortaklarının ve teknolojilerin de devreye sokulması gerektiğinin altını çizdi.
Modernizasyon: Maliyet Düşüşü Değil, Rekabet
Tüketiciler günlük bankacılık işlemleri için giderek daha fazla FinTech şirketlerini ve yeni nesil bankaları tercih etmeye başladıkça, rekabet faktörü de ayrı bir önem kazandı. Reis, mevcut uygulamaları temel mimarilerini değiştirmeden buluta aktaran "kaldır ve taşı" projelerine karşı temkinli yaklaşılması gerektiğini vurguladı. Bu tür geçişler sunucu barındırma giderlerini düşürebilse de, sistemdeki orijinal teknik ve işlevsel açıkları olduğu gibi bırakıyor.
Gerçek bir modernizasyon; daha kısa yazılım yayın döngüleri, düşük işletme maliyetleri, sade teknolojiler ve uzun geliştirme süreçlerini beklemeden yeni hizmetleri doğrudan müşterilerin kullanımına sunabilecek bir altyapıyı gerektirir. Reis, haftalar bazında ölçülen güncel yayın döngülerini, yazılımların yılda yalnızca iki kez güncellenebildiği hantal eski sistemlerle kıyasladı.
Ancak bu mimariyi değiştirmek beraberinde yeni riskler de getiriyor. Reis, özellikle bankalar yeni teknolojileri halihazırda kullandıkları yoğun ve karmaşık mevcut sistemlere bağlamaya çalıştığında, entegrasyon karmaşasının en büyük risklerden biri haline geldiğini belirtti.
Bankaların geçiş riskini de çok iyi yönetmesi gerektiğine dikkat çeken Reis, bazı durumlarda sistemin tamamen değiştirilmesinin şart olabileceğini, ancak bazı kurumların belirli portföyleri birkaç yıla yayarak kademeli olarak geçirebileceğini ifade etti. Farklı bir yaklaşım ise müşteriye dönük arayüzü arka plandaki sistemlerden ayırmak. Bu sayede bankalar, eski ve yeni altyapı yan yana çalışırken sadece belirli kullanım alanlarını modernize edebiliyor.
Bu sayede müşteriye dönük ön yüz, altındaki tüm bileşenler değiştirilmeden önce bile yenilenebiliyor. Arka plandaki işlevler ise kademeli olarak taşınabiliyor. Bu yöntem, tek seferde yapılan devasa bir sistem dönüşümünün yarattığı operasyonel riskleri önemli ölçüde azaltıyor.
Yapay zeka destekli alışverişler, tokenizasyon ve şifresiz kimlik doğrulama, ödeme sistemlerine yepyeni gereksinimler getiriyor. Eski sistemlerdeki her ürün çeşidini, entegrasyonu ve karar alma sürecini olduğu gibi yeni ortama taşıyan bankalar, aslında ortadan kaldırmayı amaçladıkları kısıtlamaları kendi kendilerine korumuş oluyor.
• Bankaların "büyük patlama", portföy bazlı ve kullanım senaryosu odaklı geçiş stratejileri arasında nasıl seçim yapabileceği,
• Çok bölgeli projelerin yerel ürün karmaşıklarıyla tam olarak hangi noktalarda karşılaştığı,
• Kurum içi karar alma süreçlerinin, büyük teknoloji projelerinde fark edilmeyen bir gecikme kaynağı haline neden gelebileceği.