Oyun

Büyüleyici, Hırslı ve Kanıtlayacak Çok Şeyi Var: Castlevania: Belmont's Curse İlk İzlenimleri

Büyüleyici, Hırslı ve Kanıtlayacak Çok Şeyi Var: Castlevania: Belmont's Curse İlk İzlenimleri
Malta'da Hem Öğren Hem Çalış

Yeni Castlevania oyununu görmek için Paris'teydim. Hava sıcaklığı akşam geç saatlerde bile 38 santigrat dereceye yaklaşmıştı, Paris adeta yanıyordu.

Konami, etkinlik için şehrin göbeğinde bulunan kutsanmış bir kiliseyi mekan olarak seçmişti. İçeride, uzun ziyafet masalarına dizilmiş bilgisayar istasyonlarının başında, dramatik ışıklar altında parlayan zırhlar nöbet tutuyordu. Ortam gerçekten etkileyici bir atmosfer yaratıyordu.

Açılış sunumunda Castlevania serisi yapımcısı Tsutomu Taniguchi, Konami yapımcısı Hannah Hurst ve 2025 yapımı The Rogue Prince of Persia'nın arkasındaki Fransız stüdyo Evil Empire'dan Emmanuel Nouaille ile Bérenger Dupré ile tanıştık. Kısa bir süre sonra oynama vakti gelmişti.

Dışarıda Paris hâlâ yanıyordu.

Oyuna, 1990 yapımı Castlevania III'ün kahramanı Trevor Belmont'un kızı Rose Belmont ile başlıyoruz. Kuşatma altındaki Paris'in rıhtımında babasıyla duran Rose, kısa süre sonra ondan ayrı düşüyor ve hayatı boyunca özlemini çektiği maceraya atılıyor. Arkasında Paris kelimenin tam anlamıyla yanıyor; alevler gökyüzünü yalarken Notre Dame Katedrali harabe halinde siluet oluşturuyor.

Oyunun havasına gelince... Hemen söyleyeyim: Oyun kesinlikle mükemmel. Dead Cells'in geliştiricileri Evil Empire ve Motion Twin'in yeniden bir araya gelmesi hiç sürpriz değil. Dead Cells şık grafikleri ve renkleri kullanma becerisiyle bilinirken, Belmont's Curse'ta da görsel tasarım en az onun kadar çarpıcı. Oyunun sanat stili hem modern hem de Castlevania'nın ruhuna sadık. Renkler her yerde. Bu seviyedeki bir sanat anlayışı, elde çizilmiş ve 3D çevresel ögeleri birleştirerek geçmişin Castlevania 64 ve Lords of Shadow'larından çok farklı, trend belirleyen bağımsız bir oyun havası veriyor.

Tüm bunları yaparken ekrandaki aksiyonun anlaşılır kalmasını sağlamak zor bir iş. Ama Dead Cells ekibi yıllardır bu stili mükemmelleştiriyor ve sonuç, yılın en güzel oyunlarından biri. Müzikler de aynı şekilde başarılı; serinin uzun soluklu motifleri üzerine inşa edilen ağır elektronik ses manzaraları dinliyoruz. Bu, bildiğiniz Castlevania değil.

Castlevania ismi beraberinde belirli beklentiler getiriyor. Evil Empire ve Motion Twin'in parmak izleri her yerde olsa da oyunda vampirler, avcılar, kırbaçlar, platform ağırlıklı labirent keşif ve gotik estetik gibi temel Castlevania ögeleri de fazlasıyla mevcut. Oyun Castlevania gibi hissettiriyor, ama bunun da ötesinde Metroidvania türündeki modern klasiklerle net bir diyalog içinde.

Dead Cells ve Hollow Knight'ın etkileri Belmont's Curse'ta açıkça görülüyor. Taniguchi, etkinlikte Dead Cells'in Castlevania temalı DLC'sinin, Motion Twin ve Evil Empire'ın bağımsız bir Castlevania oyunu yapması şartıyla gerçekleştiğini doğruladı. Taniguchi, Hurst'ün çevirmenliğinde yaptığı açıklamada, "Aslında bize yaklaşan Motion Twin ve Evil Empire oldu ve 'Hey, Dead Cells için bir iş birliği DLC'si yapmak ister misiniz?' dediler." ifadelerini kullandı. Yeni bir Castlevania oyununun nasıl olacağını düşünen Taniguchi için bu teklif "harika bir fırsattı."

Emmanuel Nouaille ise gülerek, "Bu tür bir teklifi reddetmek kesinlikle çok zordu," dedi. Dead Cells DLC'si Return to Castlevania'daki iş birliği sürecinin "harika" geçtiğini belirten Nouaille, ortaklığı sürdürmenin mantıklı olduğunu söyledi.

Kızıl bir ışık altında bir krallık.

Benim ve konuştuğum diğer katılımcılar için en büyük sürpriz, oyunun temel zorluk seviyesiydi. Demonun amacı basit: Üç boss'u yen, üç anahtarı al ve yeraltı mezarlıklarına giden kilitli kapıyı aç. Ancak Joan of Arc'ın da dahil olduğu boss'ları alt etmek hiç de kolay olmadı.

Dark Souls ve Hollow Knight'ta çevrimiçi rehberlerden faydalanarak ilerlemiştim ama burada dönebileceğim bir Belmont's Curse wiki'si yoktu. Geliştiriciler ipuçları verse de, zorluğu kendi başıma nasıl aşacağımı görmek için istekliydiler.

Oyunda yaklaşık 45 dakika geçirdikten sonra ilk gerçek boss olan "The Fallen"da takılı kaldım. Sürekli öldüm ve her seferinde biraz daha ilerledim. Bu türün doğasında var olan bir kalıp: Hatalar senindir, ancak kazanılan zafer de senindir.

Birkaç denemeden sonra ve demonun devamını görmemi isteyen geliştiricilerden biri sessizce etkinliğin başında yasaklanan bir şeyi yapmamı önerdi: zorluk ayarlarını kurcalamak. Küçük değişiklikler yaptım ve savaşa geri döndüm. Kısa sürede zafere ulaştım ve oyunun en önemli silahı olan Arcana Kırbacı'nı aldım.

Hasar alıp verme oranlarını ayarlamak, boss kapılarında otomatik yeniden doğma gibi seçenekler sunan bu zorluk değiştiricileri, kendi becerime uygun zorluğu bulmamı sağladı. Eğlenceyi yakalamama yardımcı oldular.

Malta'da garsonluk gibi işlerle çalışarak İngilizceni geliştir. Başvur →

Kaynak: Kotaku