Orta Çağ'da yaşanan bir kuşatma sırasında, mancınıktan fırlayan bir taş şansa bağlı bir şekilde talihsiz bir savunmacıyı buldu. Yaklaşık 300 kilometre hızla üst sırtına çarpan küçük bir kaya parçası, adamın kemiklerini parçaladı ve onu kendi ağırlığı altında ezdi.
Bu adamın iskeleti, İskoçya'daki Stirling Kalesi'nin şapelisinin altında, şiddet içeren olaylarda hayatını kaybettiği belli olan diğer birkaç kişinin kalıntılarının arasında bulundu. Ancak "150 Numaralı İskelet" (veya muhabirimizin notlarındaki adıyla "mancınık adamı"), üst bedeninin büyük kısmı paramparça olduğu için bu savaş mağdurları arasında bile öne çıkıyor. Bradford Üniversitesi'nden paleopatolog Jo Buckberry, geçtiğimiz hafta 25. Avrupa Paleopatoloji Derneği Toplantısı'nda sunduğu araştırmaya göre, 150 numaralı iskelet tarihte bilinen tek mancınık kurbanı.
Paramparça Bir İskelet
150 numaralı iskelet, bir ceset için bile oldukça harap bir haldiydi. Adamın kafatası 61 ayrı noktadan kırılmıştı ve kaburgalarının üzerine dağılmış başka 60 parçalı kemik daha vardı. Sağ omzu kırılmış, dizinin üzerindeki sağ bacağı ise adeta parçalanmıştı.
Buckberry ve meslektaşları, kırık kemiklerden oluşan bu yapbozu çözmek için adeta tüm bilimsel araçları seferber etti: Adli tıp incelemeleri, mikroskoplar, röntgenler ve mikro BT taramaları... Tüm bu sonuçlar, ağır ve hızlı hareket eden bir cismin yarattığı tek bir ezilme anına işaret ediyordu. Kırıkların dağılımı ve biçimi, adamın sağ omzunun ve başının arka kısmının darbenin en büyük etkisini aldığını gösterirken; kaburgaları muhtemelen onu yere çarpıp orada sabitleyen ağır bir cismin ağırlığı altında çatlamıştı.
Kemikler taze haldeyken kırılmıştı, bu yüzden ortada "eyvah, cesedin üzerine büyük bir kaya düşürdük" gibi bir durum söz konusu değildi. Tek bir yıkıcı darbeyle bu kadar büyük hasar vermek için gereken güç, Orta Çağ kuşatmalarında ölüme yol açabilecek diğer karmaşık senaryoları da eledi: 150 numaralı iskelet örneğin bir at tarafından ezilmemiş veya bir arabanın altında kalmamıştı. Kale surlarından düşmüş olsaydı bile, muhtemelen böylesine bir yıkıma yol açacak kadar büyük bir kuvvetle yere çarpmazdı ve açısı da tamamen yanlış olurdu.